Anneannemi Nasıl Kaybettik?

Bütün ailenin Hollanda’da bir arada olduğu yazlardan birinde başladı kaybediş.. Henüz 57-58 yaşlarına yeni girmiş hayat dolu bir kadının gözümüzün önünde aramızdan ayrılışına şahit olduk. Hayatımda ikinci kez çaresizliğin en dibine vurduğum bu kaybedişi, üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra anca kaleme alabildim. Sakin bir şekilde düşünüp, o anlarda neler hissettiğimi detaylıca hatırlamaya çalıştım.. Ve yazdım…

Bütün ailenin birleşip, yazı bir arada geçirdiği bir 3 aydı.. Herkes fazlasıyla keyifli, şaşırtıcı bir şekilde hayatlarımızda olumsuz tek bir şey yoktu. Günler akıp giderken; ailenin büyüğü anneannem omuz ve kollarındaki ağrılardan şikayetçi olmaya başlamış “artık yaş gitti..” ile başlayan cümleleriyle kendi kendine kederleniyordu. Yine sıradan geçen bir günün akşamında telefon aldık. Anneannem kendini hafiften kötü hissetmiş, teyzemler de apar topar doktora götürmüştü.. İlk kez o gün düşündüm.. İlk kez o gün anneannemin ağrıları ile ilgili bir ampul yandı kafamda.. Canımı, canımdan çok sevdiğim dedemi benden alan şey olabilir miydi bu ağrıların sebebi? Olabilirdi. Dile de getirdim zaten.. Ama Hollanda’nın çok bilgili doktoru “hiçbir şeyi yok, olsa anlardım” dediği için haklı olarak kimse ciddiye almadı. Doktorun lafından sonra ben de oh çekip, bu kötü fikirden kurtulmuştum gerçi.. Lakin içimdeki o şüphe hiçbir zaman gitmemişti..

Derken Türkiye’ye döndük. Anneannemin ağrıları kesilmeyince annem “ne olur ne olmaz tekrardan bir gidelim” demiş ve iki farklı hastaneye kontrol için götürmüştü. Ve maalesef ki; Hollanda’da düşünmüş olduğum o kötü senaryo doğru çıktı.. Anneannemin kalp damarlarında ciddi bir tıkanıklık vardı ve yaşamını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için “ameliyat şart” lafı çoktan söylenmişti bile!

Teşhis konulduktan sonra hemen arayıp konuşmak istemiştim. Çünkü eşini, dedemi kaybedişimizin başlangıcı da bir kalp kriziydi. Bu durumu içten içe hatırlayacağını bildiğimden ona vereceğim moral çok çok önemli olabilirdi. Telefonu açtığında morali gayet iyiydi ya da öyle göstermek istiyordu. “Canım hiç merak etme, sen canavar gibi kadınsın atlatırsın rahat ol. Bak hiç kafana takma tamam mı? Girip çıkacaksın, senin için bu ameliyat tırı vırı…” diyerek ben de onun yaptığını yapmış, içten içe büyüyen korkumu hiç yokmuşçasına yansıtmıştım.

Derken günler akıp gitti ve ameliyat günü geldi.. O gün hayat komple durmuştu, hani “büyük gün” derler ya, öyle bir gündü bizim ailemiz için. Dershane, o, bu, şu her şeyi bırakıp sabah erkenden ameliyat olacağı hastaneye gitmiştim (illa merak eden olacaktır, özel bir hastaneydi). Çok kızdı beni karşısında görünce.. Hemen dershaneye neden gitmediğimi sormuş, verdiğim cevaptan tatmin olmayınca da “tamam beni gördün, iyiyim işte. Hadi git dershanene” demişti. O gün gülmüştük, çünkü gerçekten çok dinç gözüküyordu. Zaten doktorları da sonraki kontrollerinde “isterseniz stent takabiliriz ama bize kalırsa bypass yapalım, ilerleyen yıllarda sorun çıkarmasın” demişti. Bu laf herhalde her insanda “demek ki çokta korkulacak bir şeyi yok” hissini yaratırdı. Bizde o hissin etkisine çoktan girmiştik.

Zaman ilerledikçe anneannem ameliyat giysisini giymiş, uzandığı yatağında hemşireleri bekler vaziyete gelmişti. O an içimde bulunan heyecanla karışık korkuyu anlatabilmemi sağlayacak tek bir kelime dahi yok. Derken bir 15-20 dakika gecikmeyle hemşireler gelmiş anneannemi ameliyathaneye götürmek üzere almışlardı.. Onu oraya yollarken elini tutup “korkma, seni çok seviyoruz” dediğimi net bir şekilde hatırlıyorum.. Teyzemler ve annem de bir şeyler demişti lakin o an duyduğum şeylerin hiçbiri hafızamda yer etmedi, anneannemin son lafı hariç.. “Hepiniz Allah’a emanet olun..”

Tüylerim diken diken olmuş, vücuduma bir titreme gelmişti. Annem ve teyzemlerin ağlıyor olması beni iyice sarsmış, birkaç dakika hayattan komple soyutlanmıştım. Sonra dedemi düşündüm ve onu kaybettiğimiz süreçte yaşadıklarımızı.. Kendime gelip, hemen anneme ve ağlayan teyzelerime sarıldım. 18-19 yaşlarındaki bir genç öyle bir durumda ailesine ne kadar sahip çıkabilirse o kadar sahip çıktım.

Ameliyatı takip etmek amacıyla indiğimiz ameliyathane kapısının önünde ise hayatımın en zor dakikaları başladı. Çaresizliği, çaresizliğin en büyünü yaşayarak öğrendim.. Normal şartlar altında ameliyatın 3 en fazla ise 6 saat süreceği söylenmişti. Saate odaklandığımız için dakikalar hızla geçmiş ve neredeyse 5. saatin sonlarına gelinmişti. Artık ufak ufak korkularımız dirilmiş, bizimkiler sağa sola “içeride neler oluyor?” demeye başlamıştı. İçeriden çıkan bir hemşirenin “hiçbir sorun yok, ameliyat devam ediyor” demesi biraz rahatlatsa da; tam 2 kez anneannem için kan istemeleri, kan verecek insan bulup farklı hastaneye koşturmalar, kanı getirmeler falan derken bizde artık yavaş yavaş çöküntüler başlamıştı. Çünkü bu senaryonun bir benzerini henüz 2-3 sene öncesinde, dedemde yaşamıştık..

7. ve 8. saatlerde annem ve teyzemlerin ağlamalarına bir şey diyemiyor, titreyen ayaklarına engel olamıyordum. Beni içten içe inanılmaz bir korku sarsa da belli etmiyor, sakin gibi gözükmeye çalışıyordum. Dile getirmesem de; hissettiğim tek bir şey vardı; o da içeride işlerin yolunda gitmediği idi.. Biz her geçen saat çökmeye devam ederken; yanlış hatırlamıyorsam 12 yada 13. saatte ameliyat bitti ve doktorlar kapıda gözüktü. Hepsi yorgunluktan çökmüş, bir tanesi elinde ekmek ile karşımıza çıkmıştı.. Düşünsenize 3 saat diye girip, 12 saat boyunca gerçekleştirdiğiniz bir ameliyat..

Doktorun yüz ifadesinden aslında her şey belli oluyordu lakin yine de büyük bir heyecanla dinledik.. Şöyle başlamıştı söze; “Kariyerimde ikinci kez böyle bir hastayla karşılaşıyorum..” bir profesörden bunu duymak zaten işin rengini belli etmişti.

“Kalp damarları çok narindi, dokundukça parçalandı.. Dikiş tutmadı ve ameliyata girdiğimizde aort damarının kan sızdırdığını gördük. Bu her şeyi değiştirdi.. İyi bir şey diyemediğim gibi kötü bir şeyde diyemem çünkü ilk hastam masada kalmıştı, anneniz yaşıyor” diye devam etti. Herkes pür dikkat profesörü dinlerken; bir anda yüksek bir ses tonuyla “beynine oksijen gitmemiş olabilir mi? Öyle bir an oldu mu?” diye sordum.. Bana kalırsa kritik nokta buydu cevabı ise beni adeta bitirdi.. Koskoca profesör “bunu bilemeyiz” demişti.. Saygısızlık yapmak istemem lakin külahıma anlatsın…

Ameliyattan sonraki üçüncü günün gecesinde ameliyathaneye inmemiz anons edildi. Ve ailenin erkekleri olarak aşağı indik. “Birsel hanımı kaybediyoruz.. En fazla 2 saat daha dayanır.” denildi. Zor bela ikna edip dayımın içeri girmesini ve son kez görmesini sağladık. Zaten önceki gün annem ve teyzemler girip görmüştü.. Ki dedikleri de çıktı 2. saatin sonlarına doğru anneannemi kaybettiğimiz bildirildi, akabinde sinir krizleri ve bayılmalar ile mücadele ettik.

birsel-kahraman-2

Not: Bir erkeğin kapalı bir odaya girip hıçkıra hıçkıra ağlarken, duvar yumruklamasının sadece dizilerde olmadığını da anlamıştım.

Yürüye yürüye, espriler ile gülerek geldiği hastaneden bir tabutun içerisinde cansız bedeni ile çıkmıştık güzelimin.. Cenazenin olduğu gün tabut açıldığında ise son kez bakmıştım yüzüne.. Uyuyor gibiydi, hiç ama hiç korkutmamıştı o hali beni..

Yıllar sonra neden mi yazdım? İnanın ben de bilmiyorum.. Ölüm Allah’ın emri.. Ama Allah hiç kimseye o 12-13 saatlik bekleme çaresizliğini yaşatmasın.. Hayatım boyunca bir daha o 13 saatte yaşadığım duyguları yaşayacağımı sanmıyorum, Allah da göstermesin…

Seni çok özledik anneanne, dedemi öp bizim için..

Burak

birsel-kahraman

  8 Yorum

  1. Onur Şendere   •  

    Başınız sağ olsun Burak. Mekânı cennet olsun.

    Yakın bir zamanda babam kalp krizi geçirdi ve çok şükür ki şimdi iyi. Annem de kalça ameliyatı oldu ve o da iyileşerek diğer kalçasındaki ameliyat için hazırlanacak. Şu anda her ikisi de iyi olmasına rağmen o yaşananlar, acabalar insanda öyle derin izler bırakıyor ki. Seni anlamaya çalışırken zorlanmıyorum.

    Allah kalanlara sabır ve güzel günler versin.

    • Burak   •     Yazar

      Çok teşekkür ederim Onur,

      Çok çok büyük geçmiş olsun.

  2. Gökhan   •  

    Başın sağolsun kardeşim, Allah sabır versin.

    • Burak   •     Yazar

      Çok teşekkür ederim.

    • Burak   •     Yazar

      Çok teşekkür ederim.

    • Burak   •     Yazar

      Çok teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir