istanbul

Bir Öğrencinin Gözünden İstanbul

“Sen ne güzel şeysin be İstanbul!” diyerek giriş yapmayacağım. Ben bu yazıda herkes olmayacağım. Bu şehirde geçirdiğim süre boyunca edindiğim izlenimleri, dürüstçe aktaracağım sizlere. Ki o yüzden giriş yapamıyorum; “sen ne güzel şeysin…” diye. Çünkü ben bu şehirde bulunduğum süre boyunca şunu iyi öğrendim ki; bu şehir herkese güzel değil. Güzelliğini görecek kadar gücü olanlara güzel!

Kapital dünyanın kapital şehirleri diyerek gereksiz bir çıkış da yapmayacağım. Ekonomi temel alan veya siyasetten kudurmuş bir yazı yazmıyoruz sonuçta. Ona da sıra gelir belki bir gün ama şimdi değil.

Değişik bir şehir İstanbul!

Kimisine göre dünyanın başkenti, güzellikler diyarı. Kimisine göre ise; bomboş ve her şehir gibi. Kimisi tonla para kaldırıp, krallar gibi yaşıyor bu şehirde, bu şehir sayesinde, kimiyse yokluktan karnını doyuracak bir ekmeği zor buluyor 15.000.000’a yakın nüfusu olan Türkiye’nin göz bebeğinde. Kimisi her akşam ailesi ile beraber izliyor boğazı, yanında güzel bir sofra ve içkisiyle, kimiyse ekmeğini kazanmak için kıta değiştirirken görebiliyor boğazı bir tek, doluluktan nefes alınamayan İETT otobüsünün içerisinde.

kiz-kulesi

Varlıkla yokluk arasındaki çizginin, çok ince hatlarla çizildiği bir şehir İstanbul!

Varlığın, yokluk üzerinde kendisini bağıra bağıra hissettirdiği bir şehir.

Asla ortası yok bu şehrin! Varsa da bana görmek nasip olmadı, geçen 7 aylık zaman diliminde.

Ama bir yandan da; geldiğimden beri çok olgunlaştırdı, çok şey öğretti bana. Hani her şeyine laf söylenir ama insanı fikren büyütmesine laf söylemek, kimsenin haddine değildir.

Ne bileyim…

Kocaeli’deyken garipsediğim birçok olay burada sıradanlaştı. 20 yılımı geçirdiğim Kocaeli’de, bir kez bile önüme madde kullanan bir genç çıkıp, ürküterek para istememiştir mesela. Hani öyle “para verir misin ?” muhabbeti de değil, yanlış anlaşılmasın. Üslupları bir hayli ürkütücü ve sert İstanbul’dakilerin, dizilerdeki gibi değil kesinlikle.

Mesela bir anımı anlatayım..

Bir gün İETT otobüslerinin geçtiği durakta 146M’yi bekliyorum, yanıma benim yaşlarımda madde kullandığı her halinden belli olan bir çocuk yaklaştı. Selam verip, elini uzattı. Selamı almamak olmaz, ben de karşılık verip elimi uzattım. O gün öğrendim asla el uzatılmayacağını. İstanbul’da oturanların tahmin edebileceği üzere; sıkmaya başladı, göz korkutabilmek için. Tabi Kocaeliliyiz dediysek biz de Karamürsel sepeti değiliz, karşılık verip ben de sıktım elini iyice. Zaten cılız bir çocuktu, ben karşılık verince anında konuşmaya başladı ve kardeşlerinin, ailesinin durumundan bahsetti. Anlattığı şeylerin tamamını hiç kesmeden dinledim. Çünkü sonunu nasıl bağlayacağını gerçekten merak ediyordum. Etmesem de olurmuş! “Para verir misin ?”‘e getirdi konuyu. Aslında anlattıklarına cidden üzülmüştüm, bu denli senaryo yazıyor olamazdı. Bir kısmını dramatize etse de; birçok bölümünün doğru olduğu aşikardı. Başta yaşadığımız o el sıkma faslı olmasa belki de çıkartıp verirdim üç beş lira. Lakin vermedim, “ben de öğrenciyim kardeşim, kusura bakma” deyip geçiştirdim. Daha fazla uzatmayıp, “Allah’a emanet ol” diyerek gider gibi oldu. Sonra bir an dönüp “bari bir sigara ver” dedi. Sigaramın olmadığını söyledim ki cidden kullanmıyorum.

Buradan nereye geleceğim.. Ben bu olayı yaşadığımda İstanbul’da nasıl hareket edeceğimi biliyordum ya da en azından tavsiyeler ile öğrenmiş durumdaydım diyelim ona. Lakin böyle bir olay Kocaeli’de başıma gelseydi, belki de ürküp direk çıkartıp para verecektim kendisine. Çünkü İstanbul Türkiye’nin en delikanlı şehridir bana göre, yaşamak yürek ister. Diğer şehirlerin “en pis” gözüyle baktığı olayların birçoğu İstanbul için “dünkü çocuk“‘tur. Böyle olmasında tabi ki; nüfustan tutun da merkezi olmasından kaynaklanan hareketli geçmişine kadar birçok etken söz konusudur.

Şimdi belki de sen içinden “ee bu mu büyüttü lan seni bebe ?” diyeceksin ama inan öyle değil. Bu ve buna benzer o kadar çok olay yaşıyorsun ki 1 gün içinde, çıkardığın dersleri not alsan defter dolar 1 haftada.

istanbul-2

Hani yazının başında bahsettim ya; varlık ile yokluk arasındaki o ince çizgiden.. Onu en iyi elit ile elit olmayan kesime ait yaşam yerlerini gezdiğinizde anlarsınız. Öyle yerleri var ki İstanbul’un; “vay anasını hocam ya, bu ne güzellik ?” derken, sonrasında gittiğiniz başka bir yerde “ne içirdiniz lan bana, ne ara şehir değiştirdik ? dersiniz. Öyle güzel, ahlaklı, okumuş insanlar tanırsınız ki; saniyesinde hayranlık beslersiniz şahsına. Ama öyle de değişikliklerini görmek mümkündür ki; “ya Allah korusun, bu nedir birader ?” dersiniz.

Gerçek oğlum bunlar, yaşadık lan!

O televizyonlarda gördüğünüz, aşık ola ola bitiremediğiniz İstanbul var ya; sadece gösterilen kısmı olayın. Evet öyle bir İstanbul var! Ama görecek gücün varsa..

Görecek gücün yoksa o gördüğünün tam tersi de karşılayabilir seni, ne olduğunu anlayamazsın. Çokça adam yutmuşluğu varmış, öyle diyor buranın eskileri.

O yüzden eğer benim gibi bir gün İstanbul’a tamamen yerleşmek ve hayatını burada devam ettirmek istiyorsan sayın okur, kendine güvenmen lazım. Ama öyle boş güvenler değil. Eski kafalılık yapıp, sakın “tuttuğumu koparırım ben” tribine girme, o tribi alıp bilezik diye takarlar sana canımın içi. Öyle güzel takarlar ki hemde, taktıklarını dahi hissetmezsin.

Bu şehirde kendini bir nevi toplama kasa gibi hissetmen lazım..

Zira zaman içerisinde devamlı olarak kendini yenilemen, geliştirmen gerecek. İnsanların senden istedikleri en önemli şey bu olacak.

Uyuşuklar kralı Burak söylüyor bunu, sen düşün durumun ciddiyetini!

  6 Yorum

  1. sude   •  

    Çok yardımcı oldu teşekkürler

  2. Arap Yemekleri   •  

    İstanbul’u gez gez yıllar sürer ama yine de bitmez. En güzel yeridir ülkemin. Çalışmak için şartlar ağır olsa da gezmek ve fotoğraf çekmek için mükemmel şehirdir.

  3. kendin yap   •  

    istanbulun o kadar çok bakılacak gözü var ki…

  4. New Fx15   •  

    İstanbul’un asıl tarafını öğrenci gözünden göstermişsiniz. Oldukça başarılı ve gerçek olaylar ellerinize sağlık teşekkür ederim.

  5. cem kazan   •  

    Kardeşim Istanbul’a dair madalyonun diğer yüzünü yazmissin. Hem de kendine has uslubunla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir