Biz Ne Telefonlar Gördük..

Dün hastalıktan kafayı sıyırmak üzereyken gördüm, Sezer ağabeyin mimlediği o güzide yazıyı. Gördüğüm gibi de hayli sevindim, aslına bakarsanız. Zira blog’umu açtığım günden beri aldığım ilk mim yazısı oldu bu. Blog’lar arası etkileşime çok fazla önem veren bir insan olarak da acayip mutlu oldum, aylar sonra ilk mim’imi alabildiğim için. 

Normalde mim’lerin standart konuları vardır. Belirli zaman aralıkları ile dönüp dolaşırlar; “başınıza gelen en kötü anlar“, “hobileriniz & fobileriniz” ve buna benzer, asla değişiklik göstermeyen sabit yazı başlıkları. Bu mim’de ise klasik başlıklardan çok uzakta, kaliteye epey yakındayız. Teknolojinin bağrından kopup gelen bir mim diyebilirim. Bu sebeptendir ki; çok çok fazla sevdim konusunu ve hemencecik yazasım geldi.

Hayatımdaki çoğu ilkte olduğu gibi; ilk telefonumda da canımdan çok sevdiğim rahmetli dedemin imzası var. Hiç unutmuyorum; Hollanda’daydık ve sıradan bir akşamüzeriydi. O zamanlar hayli küçük olduğumdan saat 21.00 olduğu vakit uyumaya gitmem gerekiyordu (kuzenlerimin ertesi gün okulu olduğu için). Her neyse işte çıkmıştım yukarı banyoda ellerimi yıkarken, dedem gelip telefonu vermişti bir anda. Hiç beklemiyordum ve ciddi manada şok olmuştum. Hani uzunca bir zamandır telefonum olsun istiyordum lakin dedemin nereden haberi olmuştu, ne ara almıştı hiçbir fikrim yoktu. Cidden sürprizdi ve mutluluktan komaya girecektim. Hani daha ilkokula gittiğim dönemlerden bahsediyorum; o zamanlar büyük lükstü. Abartmıyorum; sınıfta hiç kimsede yoktu. Her neyse.. Sony Ericsson T100 bu vesileyle benim ilk cep telefonum olmuştu.

O dönemler yaş küçük olduğundan telefonu hakkını vererek kullanmak pek mümkün değildi. Zira kontörlü hatlar vardı ve kontörüm olsa dahi arayabileceğim kişi sayısı sadece ikiydi! Teyzem ve dedemler yurt dışında olduklarından annem ve babam dışında iletişim kurabileceğim kimse yoktu, onlar da zaten devamlı yanımdaydılar. Bu sebeple; Sony Ericsson T100’ü sadece hayal meyal hatırlıyorum. Cihazla ilgili hatırladığım tek şey; adını hatırlamadığım bir gazetede gördüğüm “Bir İstanbul Masalı” adlı dizinin müziğini telefona indirme maceramdır.

Sonra biraz daha büyüdük ve hayatıma Nokia 3310 girdi. Hani şu meşhur mermiye kafa atan telefon. Üzerinden cip geçse dahi kırılmayan, o devrim yürekli efsane. Tabi hayatıma 3310’un girmesinde de dedemin imzası vardı. Nokia’nın gelişi ile biraz olsun işler şekillenmeye başladı. O dönemlerin meşhur trendi “çaldır-kapat” olayına dahil olmuş, çok sevdiğim Erhan ağabeyi (Erhan Hergün) devamlı olarak meşgul etmiştim. Tabi Nokia 3310’un oyunları, beste uygulaması falan derken telefonla ister istemez bir yakınlık oluşmuştu aramda.

3310’dan sonra bir anda milat niteliğinde bir değişime gittim ve Nokia 5300’a geçiş yaptım. Bunda ailemin beni kırmayıp, istediğim günün ertesinde almalarının büyük payı var tabi. Artık ortaokulda olduğum için telefonun hayatımda önemli bir yeri vardı. Meşhur 10.000 SMS kampanyalarının yeni yeni çıktığı dönemlerdi ve affedersiniz o heyecanla sıçarken dahi mesajlaşıyor, telefonu elden bırakmıyorduk. Tabi kendimi bildiğim dönemdeki ilk kız arkadaşım, okuldaki arkadaş çevrem falan derken baya baya telefon önemli bir cihaza dönüşmüştü, benim için. Hatta 5300’ın şöyle bir anısı vardır bende; bir gün o dönem ki kız arkadaşımla mesajlaşırken uyuyakalmışım ve babam işten geldiğinde ne var ne yok okumuş. Sabah kalktığımda “XXX kim ?“, “Gelin hayırlı olsun” falan tarzında abuk subuk, beni utandıran tepkilerle karşılaşmıştım. Herhalde o günden sonra da bir daha telefonu şifresiz kullanmamışımdır.

Her şey güzel giderken, bir gün okulda bir çocuğun elinde Nokia N73‘ü gördüm. O ana kadar hayatımda gördüğüm en görkemli telefon idi. Dış görünüşü, özellikleri falan adeta büyülenmiştim. Ve utana sıkıla aileme durumu anlattım, “bu telefonu bana alır mısınız ?” dedim. Birkaç güne kalmadı bir akşamüzeri bana sürpriz yapıp telefonu getirdiler. Hayatımda hiç o kadar mutlu olduğumu hatırlamam, çok ciddiyim. Belki sonrasında N73’ün on katı güzellikte telefonlar kullandım ama hiçbiri onun alındığı an ki kadar heyecanlandırmadı beni.

Güzel ve heyecan dolu bir birliktelik geçirdiğim Nokia N73 macerasının ardından ise hayatıma Samsung Star‘ı aldım. Telefonu büyük bir heyecanla almıştım fakat herhalde en az süre kullandığım telefonum oldu. Özellikleri ile ilgili herhangi bir problemim yoktu, cidden işimi görüyordu. Lakin bende nedenini hatırlayamadığım bir Blackberry sevdası başlamıştı o dönem. Bu Blackberry Messenger‘ın nam saldığı dönemlerden bahsediyorum. Star’ı çok fazla kullanmadan birkaç ay sonra direkt olarak Blackberry Curve 8520’ye geçiş yaptım. “8520’nin bendeki yeri ayrıdır” diyebileceğim hiçbir anım olmadı ve açıkçası onu da yalnızca birkaç ay kullandım. Ağır çalışan, sık donan bir telefondu ve artık elime adam akıllı bir şey alayım derken teyzemin hediye ettiği iPhone 4 ile hala devam etmekte olan Apple maceram başladı.

Apple’a ait bir cihaza geçtikten sonra “öncekilerde telefon muymuş ?” demiştim gerçekten. Marketinden tutun da iOS’un o büyüleyici havasına kadar cihaza komple hayran kalmıştım. Hele aldığım ilk zamanlar var ya; resmen cihaza aşıktım. Bir yere koyarken ağır çekimde hareket ediyordum, “ya zarar görürse ?” korkusuyla. Tabi her yeni teknolojik cihaza yapılan bu muamele bir süre sonra “ko şeyine, kullan gitsin”‘e döndü ama gerçekten heyecanlı günlerdi iPhone 4‘ü aldığım ilk günler.

iPhone 4‘ü yaklaşık 1-2 sene kullandıktan sonra ise yine teyzem sahneye çıktı ve şuanda kullanmakta olduğum iPhone 5S‘i yuvaya kattı. Zaten Apple hayranı olduğum için çok fazla düşünmeden direkt olarak çıktığı gibi satın almasını istemiştim. İlk çıkan ürünlerden birini aldığımdan ötürü sonralarda biraz sıkıntı yaşasam da (çıkış hataları vesaire yüzünden cihaz iki kez değişti), sağ olsun Apple hiç mağdur etmedi ve pişman olmadım.

Bundan sonraki süreç nasıl şekillenir bilemem ama ufukta şimdilik bir değişiklik gözükmüyor. 5S’im ve ben mutlu bir beraberliğe devam ediyoruz.

telefonlarim

Bu güzel mim’i ise Mejmua, Timur Demir, e-vren, Gökhan Tekin, Huniliblog ve her ne kadar fırsat bulup yazamayacağını da bilsem Barış ağabey’e mimliyorum.

Not: Çok mu mimledik la ?

  10 Yorum

  1. Mustafa T.   •  

    Renkli bi’ telefon geçmişin varmış hacım. Dedeler, teyzeler, hediyeler… Maşallah arkası kesilmez inşallah

    • Burak   •     Yazar

      İnşallah hocam.

  2. Gökhan   •  

    Burak Hocam , Cevapladım ben de kullandığım telefonları yazdım kendi Blogumda

    • Burak   •     Yazar

      Tamamdır hocam, çok teşekkür ederim.

  3. ERHAN HERGÜN   •  

    Artık hiç çağrı bırakmıyorsun Burak

    Güzel bir serüven olmuş.. Kendi geçimişimi de hatırlamış oldum. Eline sağlık

    • Burak   •     Yazar

      Eskide kaldı ağabey artık çağrı falan. Mesajlaşmak varken çağrı bırakıp kapatmayı eminim sen de özlemiyorsundur.

      Gerçekten çok güzel günlerdi, hatırladıkça mutlu oluyorum.

  4. Gökhan   •  

    Kardeş Mim’i bugün az önce gördüm , inşallah en kısa zaman da cevaplayacağım , bu arada böyle güzel bir etkileşime beni de dahil ettiğin için ayrıca teşekkür ediyorum.

    • Burak   •     Yazar

      Ben teşekkür ederim Gökhan hocam.

  5. kufukufu   •  

    Cevapladım kardeşim.

    • Burak   •     Yazar

      Teşekkür ederim kardeşim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir