ben-neler-kacirmisim-boyle

Blog Dünyasının da Yeraltı Var!

2007-2008 yıllarıydı sanırım.. İlk kez ufak tefek blog tutma denemeleri yapıyordum. O zamanlar şimdiki gibi değildi hiçbir şey. En basitinden; blog tutan bir insana saygı duyulurdu. Zira blog tutmak bir öz güven göstergesi gibiydi. Şimdiki gibi herkesin; birbirinden güzel tasarımlara sahip ikişer, üçer tane blog’u yoktu. Herkes yazma cesaretini kendisinde bulamaz, bulanlara da gerçekten saygısını hissettirirdi.

Bahsettiğim senelerde ufak denebilecek bir yaşta olsam da; piyasayı çok net bir şekilde hatırlıyorum. İnsanların projelerini genellikle forumlar üzerinden gerçekleştirmeyi denediği dönemlerdi. Hani şu ForumTR’nin günümüz Facebook’u kadar “mucize” gözüktüğü yıllar, hatırladınız mı ? İnternet dünyasında takılan insanların en büyük uğraşı forumlardı, dostluklar oralardan kazanılıyordu. Bu sebeple de webmaster’lar forum altyapılı siteler oluşturuyor, tutturmayı deniyorlardı. Örnek vermek gerekirse; ben de 2005-2006’da falan OyunYama adlı bir forum platformunda takılıyordum ve o dönem tanışıp, hala arkadaşlığımı sürdürdüğüm bir dostum mevcut (Buradan Halil Meriç’e çok sevgiler, selamlar).

13 Temmuz 2006, web arşivden alınan frmtr görüntüsü.

13 Temmuz 2006, web arşivden alınan frmtr görüntüsü.

Yani forum kültürünün son demlerinde açmıştım ilk blog’umu (weburak.com’un ilk dönemi, sene 2008’in sonu). Şimdiye göre etraf çokça boş olduğundan; tutulup, okuyucu kitle yakalaması çok zor olmamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam; blog’u açtıktan 1 ay sonra falan 2.500-3.000 günlük tekil hit almaya başlamıştım. Lakin tahmin edeceğiniz üzere; yazıların tamamı kişisel içerikli değildi (illegal içerik de yoktu yalnız, hiçbir zaman illegal içerikli çalışma yürütmedim).

Bunları şu yüzden anlatıyorum; ta o zamanlardan beri içerisindeyim bu Türkçe blog dünyasının. Şu yazıda da belirttiğim gibi; ta o zamandan beri büyük bir hayranlıkla takip ettiğim bloglar var benim. Ama gel gelelim; o zamandan bugüne dek hiçbir zaman şu son 1 ayda okuduğum kadar blog okumadım. Hiçbir zaman şu son 1 ayda dediğim kadar “vay arkadaş kaleme bak” demedim.

Neden mi ?

Çünkü ben, geçen bu son 1 ayda blog dünyasının yeraltı ile tanıştım, diğer bir tabir ile underground dünyasıyla. Ben hatta ben de değil biz (kendisine webmaster diyen, devamlı proje peşinde koşan topluluk), meğer ne kadar safmışız da sadece parasını verip, alan adı (domain) alan insanların blog’larını takip edip, okuyormuşuz. Meğersem Blogger dünyasında ne cevherler, ne kalemler varmış da haberimiz yokmuş! Abartısız söylüyorum; şaştım kaldım, okumaya doyamıyorum son 1 aydır.

insanlar

Aslında blogger (ya da daha sık kullanılan tabirle blogspot) dünyasındaki insanların tanınmaması için hiçbir sebep olmamasına karşın; yalnızca hit amacı gütmemeleri onları geri düşürüyor, Google sahnesinde. Bu tarz yeni keşfettiğim, okumaya doyamadığım blogları incelediğimde hiçbirinin hit getirecek bir başlık veya etiket girmediğini fark ettim. Çünkü adamın öyle bir derdi, tasası yok ki! Adam yazıyor, içini döküyor, rahatlıyor. E yazdıklarını bana göre şahane olan abonelik sistemi ile takip eden 500-600 tane okuyucusu da var. Bu adam ne diye Google’da hit peşinde koşsun ki ?

Ziyaretçi sayısını coşturmak, markalaşmak veya blog dünyasında fenomen olmak gibi bir isteği olmadığından da alan adı falan almayıp, tamamen ücretsiz olarak yoluna devam ediyor. Düşünüldüğü vakit; bence gayet temiz iş. Tabi bu kitlenin içerisinde, aslında belirttiklerimi isteyip de tasarımdan, alan adından özetle web tasarımdan falan fazla anlamadığı için geçiş yapamayan insanlar da vardır. Tamamı isteksiz demiyorum lakin büyük bir bölümü böyle.

Şansınız varsa denk geliyor, takip etmeye başlıyorsunuz. Şansınız yoksa bu tarz blogların, sizin karşınıza Google’da veya bir tanıtım yazısında çıkma şansı yok. Reklamı yapılmayan, herkesin bilmediği yerler onlar. Boşuna “yeraltı” demedim yani, cuk diye oturdu bana kalırsa.

**

Diyeceğim o ki; yazının görselinde bulunan ufaklık gibi, son 1 aydır “bunu da okuyacam, bırak lan onu da okuyacam, bunu da istiyom, bunu da istiyom” der gibi bakıyorum blogger altyapılı kişisel bloglara.

Bakalım kaç tane daha keşfedeceğim de gözüm, gönlüm bayram yapacak. Hepiniz gerçekten harikasınız. Elinize, kaleminize sağlık dostlar, kardeşler, ağabeyler, ablalar!

Not: Yazının bir yerinde “adamın öyle bir derdi, tasası yok ki! Adam yazıyor…” diye kurulmuş bir cümle geçiriyorum. Oradaki “adam” tamamen basit bir kelimeden ibarettir. Lütfen blog yazarı olan bayan arkadaşlar, ablalar kızmasınlar. Kızan olduysa özür dilerim..

  9 Yorum

  1. Altuğ TATLI   •  

    Harika bir yazı… Elinize sağlık…

    Sizin kadar eski olmasam da (sadece 7 aydır bu camialardayım) eklemek istediğim birkaç söz var…

    Sanırım konunun sırrı severek yazmaktan geçiyor. Severek yazdığında okunma kaygısı olsa da, okuyucu için değil kendin için yazıyor olsan da, tanınan bir blogger olsan da, hiç tanınmasan da, yazarın yazmaktan aldığı lezzet okuyucuya illa ki geçiyor diye düşünüyorum. Tabii ki zevkler, ilgi alanları, tarzlar, yazar ile okuyucu arasındaki bağ konusunda çok belirleyicidir. Ancak içten, istenerek ve keyifle yazılan yazı mutlaka kendini belli eder.

    Bu konuda ben de birşeyler karalamış, düşüncelerimi aktarmaya çalışmıştım. Lütfeder okursanız mutlu olurum:
    http://liveaplus.com/tr/2014/12/severek-yazmak/

    Dediğiniz gibi yazmaktan zevk alan ve okunma kaygısı üst düzeyde olmayan çok sayıda blogger var. Her keşfedilen yeni yazar yeni bir kazanç. Bahsettiğiniz sayfaları da belki diğer bazı okurlar gibi sayenizde keşfetmiş oldum. Bunun için teşekkürler.

    Saygılarımla,
    Altuğ TATLI

  2. Lacivert   •  

    Blog yazmaya sanırım 2004 senesinde başladım ilk defa. İlk başlarda kendimi gizledim, kim olduğumu saklayarak yazdım ve utanılası şeyler yazdım Hiç bir zaman okunma kaygım olmadı diyebilirim gönül rahatlığıyla çünkü, önceden günlük tutardım gizli değildi, ortalıkta dururdu. Yıllar sonra bilgisayarım oldu ve çirkin yazımı gizlemek için bir yolum vardı artık, BLOG.

    5-6 domain ve servis değiştirdim sonunda huniliblog.com’da karar kıldım ve burda yazmaya başladım, gene ilk başlarda sakladım kendimi çünkü diğer kişiler tarafından yazdıklarımın yargılanmasından korktum ama bunu aştım ergenlik bittikten sonra. Bazen açık sözlü bazen patavatsız olarak nitelendirildim, umrumda olmadı. Çünkü artık başkaları gibi yaşamanın kendin olmaktan daha utanç dolu olduğunu anlamıştım.

    Bu aralar gene okunma kaygım yok buna doğru orantıda olarak kim olduğum konusunda da kaygılarım yok, düşüncelerimin utanç duyulası şeyler olmadığını biliyorum.

    Domainin bununla çok da alakalı olmadığını, zevk & renk tartışılmaz konusu olduğunu düşünüyorum.

  3. Sezer   •  

    Güzel tespit. Blog yazmaya başladığım ilk günleri hatırlıyorum da insanlar uzunluğundan sıkılıp okumaktan vazgeçmesin diye yazıyı yarıda kesmek zorunda kalıyordum, o kadar şevk doluydum. Parayla, pulla, reklamla işim yoktu. Ne zaman ki bu işten para kazanıldığını keşfettim, o zaman bir şeyleri kaybettim. Yıllardır, siteyi kapatıp, adımı sanımı hiç kulanmadan, kimsenin bilmediği bir mecrada blog yazmak isterim. Düşünsene, işyerinde lanet herifin teki var ve varlığından son derece rahatsız oluyorsun fakat blogunda bu konu ile ilgili tek kelime edemiyorsun. Kötü.

    Bilinmeyen bir blog açma düşüncesi bile beni heyecanlandırıyor. Kimsenin, kim olduğumu bilmediği, istediğimi yazmakta sonuna kadar özgür olduğum, en yakımdaki kişiler ile ilgili düşüncelerimi bile ayan beyan yazabildiğim bir blog.

    İşte bahsettiğin yeraltı dünyasında bu adamlardan çok var. İstedikleri gibi yazıyorlar, istedikleri konuyu yazıyorlar. Beğenilme, takdir edilme ya da tanınma gibi kaygıları yok. Bu da senin hayran olduğun o kalemleri ortaya çıkarıyor.

    Bu arada konudan ayrı olarak nasıl bu kadar çok yazıyı bu kadar kısa zamanda yazabildiğini merak ettiğimi söylemem gerekiyor. Çok hızlısın, umarım kalemini kısa zamanda tüketmezsin, seni tebrik ediyorum.

    • Burak   •     Yazar

      Merhabalar Sezer ağabey,

      Evet bahsettiğin duyguları özellikle bizim camiadan herkes hissetmiştir. Ben de bir dönemler, kimsenin kimliğimi tespit edemeyeceği bir blog üzerinden yazmak istemiş fakat sonrasında vazgeçmiştim. Öylesi zevkli oluyor mudur bilmem lakin kişisellik çizgisinden uzaklaşma olmadığı sürece böylesi de çok zevkli aslında. Bilhassa bunu Burakoli.com’a geçiş yaptıktan sonra fark ettim.

      Günlük olarak yazı yazmayı çok sevdiğim için bir sıkıntı olmuyor ağabey, öğrenci adamın ne işi olur ? Oturuyor yazıyoruz. Tabi ilk zamanların getirdiği heyecan da var, söylemeden edemeyeceğim.

      Çokça teşekkür ederim yorumun için.

  4. melodram   •  

    Bilişim şirketinde çalışıyorum web tasarımcıyım domain de satıyoruz, domainim de var ama adım soyadım adresim ve telefon numarama kadar afişe olduğumdan ücretsiz alan adımda kalmaya devam ettim. Aslında bir blog yazarı olarak bu konuda ki ayrımı pek fark edemiyorum ben, ücretli olduğunda kendimi güvensiz hissettim. Sanki birden her an herkes beni dava edebilirmiş gibi geldi çünkü çok kolaydı bulunmam. Ama Google’ın arkasına saklanınca bi rahatlama geliyor insana. Bunu da böyle aydınlatmış olayım.:)

    Birde aslında o kaygı hafiften bizde de mevcut. Çaktırmadan para kazanmışlığımız, firmalardan ürün kapmışlığımız yazılarımızı linklemişliğimiz var. Bizi yeni keşfettiğinden bunları görmen zaman alabilir ama domain sahibi olmadan, o kaygısız sandıklarının bir çoğu parayı avuçla götürüyor.:D

    Öte yandan bir de şuna değinmeden rahat edemeyeceğim. Tarzınıza yakın blogların yorumlaşması çok önemli keşfedilmek için. Burası şahane bir blog ama ben yıllardır bu şahanelikten uzak kaldım. Harika bir yazı olmuş, harika tespitler sunulmuş.:)

    E o zaman bi de tebrik edeyim.:)

    Ve bir blog önerisi: http://odavarbuddha.blogspot.com.tr/

    Blogger kızları bu adama bayılıyor, belki okumaktan zevk alırsın sende.:))))

    • Burak   •     Yazar

      Aslında demek istediğim blogger’lardan reklam satılmayacağı değildi. Zira önemli yerlere gelen blogger’ların bu konuda nasıl akıp gittiğine geçmişte ben de şahit oldum (misal; pucca). Lakin gel gelelim alan adı üzerine kurulmuş bir siteye göre çok daha yavaş sürede sahnede yerlerini alıyorlar.

      Yoksa mesela ben de reklam veren olsam her daim bayanların yazdığı bloglara ağırlık veririm. Özellikle kozmetik üzerine vesaire ise. Tabi bir de bayan eli değdiği için o reklamlar fazla gözümüze ilişmiyor, daha düzenli duruyor blog’lar. Bayan eli değmiş blog’ların tasarımları gerçekten hemen kendisini belli ediyor.

      Tavsiye ettiğiniz blog’u takibe aldım bu arada.

  5. Ufuk   •  

    Amatör ruhu hiçbir zaman kaybetmeden yazmaya devam etmek lazım. Ben buna inanıyorum ve gerçekleştirmeye çalışıyorum.

    Fakat sivrilmek için diğer unsurlar büyük etken. Bir nahnu.org mesela benim blog yazmayı öğrendiğim ve tarzına hayran olduğum abimdir. Bu işin hakkını verenlerden biriydi.

    Şimdi kalmasa da o eski blogculardan yeniden öyle sıcak ortam oluşması için elimden geldiğince takip ettiğim blogları yorumsuz bırakmıyorum.

  6. Usluer   •  

    Dediklerine katılıyorum Burak. Gün yüzüne çıkan genellikle çıkar gözeten bloglar oluyor, yalan söylemeye hiç gerek yok bu konuda. Ama senin de dediğin gibi blog dünyasının da yeraltında o kadar güzel bloglar var ki insan okudukça zevk alıyor.

    Bu arada yazıda da birkaçını paylaşsan iyi olurdu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir