Özlemişim Baba Ocağını (Burakoli Nerelerde?) #3

Yedi günlük bir aranın ardından hepinizi kucak dolusu sevgi ile selamlıyorum! Bu haftalık aranın ardından yayınladığım ilk yazıya başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki; bu yazı, serinin önceki yazılarından biraz daha farklı olacak. Zira yazı içerisinde yalnızca Ereğli’de yaptıklarımdan değil, Ereğli’ye gitmeden önce İstanbul’a gelen arkadaşlarımla yaptıklarımıza da değineceğim.

Aslında bu hafta Ereğli’ye gidip ailemi görmek gibi bir planım yoktu. Vizeler yeni bittiği için eğleneceğim, zaman öldüreceğim pek çok etkinlik düşünmüştüm fakat Kocaeli’ye gitmek gibi bir düşünce kesinlikle aklıma gelmemişti. Çocukluk arkadaşlarımdan biri olan ve şuan eğitim hayatını Antalya’da sürdüren Deniz Koçer’in Salı günü beni arayıp “Atakan’la İstanbul’a geliyoruz gezdir bizi” demesi her şeyi başlatan görüşme oldu.

Uzunca bir zamandan beri onları İstanbul’a davet ettiğim için kabul etmeme gibi bir ihtimalim olamazdı ki zaten kafa dağıtmaya benim de ihtiyacım vardı. Trafik falan derken akşam saat 19.00 gibi yanıma geldiler ve tahmin edebileceğiniz üzere; ilk olarak yemek yeyip, karnımızı doyurduk. Bu konuda muhteşem “Menü 1“‘i ile bize yardımcı olan Meşhur Hat Dönercisine teşekkürü borç biliriz.

Sonra ne yapalım, ne edelim diye düşünürken tabii ki her yol Taksim’e çıktı ve gece böylece bir anda farklı bir boyut kazandı. Taksim’e her gittiğimde tercih ettiğim mekan aynı olduğu için kendimize kafamızı sokacak bir yuva arama zorluğu çekmedik. Dosdoğru oraya gidip canlı müzik eşliğinde hafiften yaramazlık yapmaya başladık.

Kocaeli Macerası (22-24 Nisan)

Trump Towers’da oturup çaylanırken fikir bir anda Deniz’den çıktı. “Burak sen de bizimle gelsene oğlum, takılırız lan” şeklinde. Başta pek mantıklı gelmese de Atakan’ın yol paramı çekiyor oluşunun cazibesine katılıp (şaka bir yana) fikre sıcak bakmaya başladım. Alex’e bakma konusunda Batuhan’la da anlaşınca transferde hiçbir pürüz kalmadı ve Efe Tur ile 3+1 sözleşme imzaladım.

Ben evde eşyalarımı toplarken Alex.

Ben evde eşyalarımı toplarken Alex.

Derken Harem’e geçip biletlerimizi aldık ve otobüse bindik. Muhabbeti ile geyiği ile geçen güzel bir iki saatin ardından Kocaeli’ye varmayı başardık.

taksim-geceleri-burakoli-6

Geleceğimden haberi olmayan annem, yaptığım bu büyük sürprizin ardından şaşkınlığını objektiflerden gizleyemedi ve uzun uzun özlem giderdik.

Kocaeli’de bulunduğum iki gün boyunca da her zamanki gibi ailem ve arkadaşlarımla bolca vakit geçirdim. Açıkçası bugüne kadar ki en anlamlı ziyaretimdi diyebilirim.

taksim-geceleri-burakoli-7

Sahilde volta atarken.

Güzelce geçen bir iki günün ardından ise dün annemle beraber İstanbul’a döndüm (onun benimle alakası yok, pasaportunu alması gerekiyordu). Annemle bindiğimiz otobüste dünyanın en çok konuşan şoförü vardı ve 2 saat boyunca susmadı. Adam resmen konuşmak için doğmuş, ciddiyim kafa bırakmadı. Yol bitti konuşma bitmedi. Ama sağ salim otobüsten kurtulmayı başardık.

burakoli-annem

Şuanda ise kucağımda notebook’um ile öğrenci evimde otururken, sizlere bu yazıyı hazırladım. İşte sizsiz geçen günlerin özeti bu.


Not: “Bu aralar neden az yazıyorsun ?” diye soran birçok arkadaş oldu. Onlara istinaden bir cevap vermek istiyorum. Hayatımın sallantılı ve sıkıntılı bir dönemindeyim, yazı yazacak şevki kendimde bulamıyorum. Devamlı olarak dışarıda kafa dağıttığım için bilgisayarı bile doğru düzgün açmıyorum. Lakin bundan sonra toparlanmaya başlayacağımdan şüpheniz olmasın. Bu bocalama dönemi için tüm okurlarımdan özür diliyor, anlayışınızı bekliyorum.

Sizi çok seven gardaşınız Burakoli!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir